Adam Kahane’nin “Güç ve Sevgi” adlı kitabını, son dönemlerde katıldığım bir etkinlikte tavsiye edilmesi üzerine okunacaklar listeme eklemiştim. Gerçi kitabı aldıktan sonra önsöz yazarlarından birinin kitabı tavsiye eden kişi olduğunu görünce bir an için tavsiyenin niyetini sorguladım 🙂 ; ama yine de merakımı cezbettiği için okudum.

Yazar Adam Kahane, kariyerine bir enerji şirketinde stratejist olarak başlamış, daha sonra kariyerinin bir noktasında kendini pek çok sosyal ve politik sorunla ilgili (doğru tarif olur mu emin değilim) kolaylaştırıcılık yapar halde bulmuş. Güney Afrika’daki demokrasiye geçiş sürecinden tutun da Hindistan’daki çocuk açlığı sorununa varıncaya kadar pek çok sorunla ilgili oluşturulan proje gruplarında ya katılımcı ya da lider olarak çalışmış.

A.Kahane, kitabında bu projelerdeki deneyimlerini anlatıyor, ama kitabın asıl odak konusu hayatta güç ve sevgi dengesinin önemi. Kitabın ana mesajları şunlar:

Güç, kendini gerçekleştirme dürtüsüdür. Sevgi ise birleştirme ve bütünleştirme dürtüsüdür. Güç ve sevginin hem aydınlık hem de karanlık olmak üzere iki yüzü vardır.

Gücün aydınlık tarafı iktidardır; değişimi, ilerlemeyi, kendini gerçekleştirmeyi sağlar. Karanlık tarafı ise baskıdır; karşı tarafın kendini gerçekleştirme hakkını çalar veya engeller, çünkü kendini gerçekleştirmeyi diğerlerinden daha fazla hak ettiğini düşünür. Diğerlerini görmezden gelen güç, yıkıcı, kısıtlayıcı ve saldırgan olur. Gücü yapıcı kılan şey sevgidir. Kendimizi gerçekleştirirken diğerlerinin de kendini gerçekleştirme hakkını tanımak, onlarla birlikte gelişmek hedeflenmelidir. İnsan dünyasının doğal durumu ayrı (sınırlar) olmadan farklı olmayı gerektirir.

Sevginin aydınlık tarafı kabul etmeyi, saygı duymayı, korumayı, beslemeyi, yardım etmeyi sağlar. Açıklık, potansiyel ve fırsatlar yaratır. Karanlık tarafı ise duygusal ve zayıftır. O da özgür iradenin önünde engeldir, gelişmeyi yavaşlatır. Sevgiyi yapıcı kılan şey ise güçtür.

Anlamak zorunda olduğumuz şey, sevgisiz gücün pervasız ve saldırgan; güçsüz sevginin ise duygusal ve zayıf olduğudur. Zamanımızın en büyük krizini yaratan şey bu ahlaksız güç ve güçsüz ahlakın çarpışmasıdır. (Martin Luther King)

Dünyamızdaki çoğu sorun zorlu sorunlardır ve 3 karmaşıklık türünü de bünyesinde barındırır:

  • Dinamik karmaşıklık: Neden ve sonuç birbirine bağlı ama zaman ve mekan içinde birbirinden uzak ise bu tarz sorunlar parça parça ele alınarak değil, sistemin tamımı ele alınarak çözülebilir.
  • Sosyal karmaşıklık: Aktörler farklı bakış açılarına ve çıkarlarına sahip ise bu tarz sorunlar uzmanlar tarafından değil, ancak aktörlerin kendi kendilerine anlaşması ile çözülür.
  • Oluşumsal karmaşıklık: Geleceği belirsiz ya da alışılmadık ise bu tür sorunlar geçmişten gelen en iyi yöntemleri uygulayarak değil yeni yöntemler geliştirerek çözülebilir.

Ayrışma ve kırılganlığın çok olduğu sosyal ortamlarda, zorlu problemleri çözmek için bir insanın vereceği tipik tepki kendi isteğini, gerektiğinde saldırganlık ile, zorlamak olacaktır. O sosyal ortamın tüm parçaları incitilme hatta yok edilme korkusu duyuyorsa, bu korku başkalarını incitme korkusunun önüne geçer. Parçalar diğer parçalara saldırır. (John Gardner: Parçaların bütüne karşı savaşı.) Bu yüzden pek çok zorlu sorunda “Güç uygula, işe yaramıyorsa daha çok güç uygula!” yaklaşımının benimsendiğini görürüz. Peki “Daha çok güç uygula!” yaklaşımı işe yaramıyorsa ne yapmak gerekir?

Hayati önem taşıyan zorlu sorunlarımız tek bir lider, örgüt ya da kurum tarafından tek başına çözülemez. Bu yüzden birlikte yaratma kapasitemizi kullanmalıyız. Birey olarak, yeni sosyal gerçeklik yaratmaya katkıda bulunmak için sadece tek aracımız var. O da kendimiz. Eğer değişime liderlik etmek istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz. Öncelikle gücümüze ve sevgimize özen göstermeliyiz. İkinci olarak, daha zayıf olan hangisi ise ortaya çıkarıp güçlendirerek kendimizi dengelemeliyiz. Üçüncü olarak da, güç ve sevgi arasında kolaylıkla geçiş yaparak, yani onları birleştirerek, ilerlemeliyiz.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da tüm sistemlerin “kurulmuş” olduğudur. Sistemler şu anda ürettiği sonuçları (ör: açlık, eşitsizlik..vb) üretmesi için mükemmel bir şekilde kurgulanmıştır. Sistemi değiştirmek için sistemin kalbine yaklaştığınızda, şeytanlar (sistemin en sadık ve kurnaz savunucuları) ortaya çıkar. Bunlar sistemin bağışıklık sistemidir ve karşısında hazırlıklı olmak gerekir. Ayrıca sistemde değiştirmek istediğiniz şeylerin güç ve sevgi arasındaki dengeyi arttırıyor olması gerekir. Eğer güç ve sevgi kutuplaşmasını arttırıyorsanız değişim başarısız olacak demektir.

Bu özetin ötesini merak edenler için iyi okumalar…