Kurumsal Yönetim, kurumların ve toplumun ekonomik sağlığına yönelik açık katkısı yüzünden ve küreselleşme ile değişen rekabet koşullarının zorunlu kıldığı bir standart olarak son yıllarda oldukça fazla ilgi çeken bir konu olmuştur.

Geçtiğimiz on yılda, ülkelerin, piyasaların ve şirketlerin, rekabet gücünün artırılmasında, kurumsal yönetim kavramı gittikçe önem arz eden bir olgu haline gelmiştir. Yaşanan uluslararası finansal krizlerin arkasında yatan en önemli nedenlerden bir tanesinin, ülkelerin ve şirketlerin kurumsal yönetim politikalarının yetersizliği olarak gösterilmesi, bu kavramın önemini daha da arttırmış ve bu sebeple devletler ve uluslararası örgütler bu konuya büyük önem vermeye başlamışlardır. Devletler ve uluslararası yatırımcılar, bir ülkeye veya bir şirkete yatırım yapmadan önce, finansal performans kadar önemli buldukları kurumsal yönetimin kalitesini gözetir hale gelmiştir.

Kurumsal yönetim, serbest rekabet şartlarının kurumsallaştığı gelişmiş ülkelerde 1930’lardan başlayarak önem kazanmış ve son yirmi yılda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Dünya Bankası, kurumsal yatırımcılar, borsalar, ulusal ve uluslararası sermaye piyasalarının yönlendirmesiyle birçok ülkede kurumların yönetiliş tarzını belirler hale gelmiştir.

Dünyada kurumsal yönetim alanında yapılan çalışmalar, bütün hızı ile devam etmektedir. Bu konuda Dünya Bankası, OECD ve bu iki örgütün özel sektör temsilcilerinin katılımı ile birlikte oluşturduğu Global Kurumsal Yönetim Forumu (GCGF) öncü rolü oynamaktadır.

Türkiye’de de, geçtiğimiz yıllarda, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) başı çektiği sivil toplum kuruluşları sayesinde, ortak kurumsal yönetim prensiplerinin oluşturulması ve kurumsal yönetim uygulamalarının izlenmesine yönelik pek çok çalışma yapılmış ve halka açık şirketlerden başlamak üzere kurumsal yönetim uygulamalarının hayata geçirilmesine başlanmıştır.

Bu yazıda da, kurumsal yönetimin tanımı ve temel ilkelerini alacağız.