Geçtiğimiz günlerde bir TED konuşması izlemiştim. Robb Willer: Nasıl daha iyi politik tartışmalar yapabiliriz? Birkaç gün sonra da “Popular Science” dergisinde “Ahlak Çatışması” adlı makaleye denk geldim. Makale detaylı bir şekilde insaoğlunun ahlaki değerlerinin nasıl ve neden farklılaştığını anlatıyordu. TED konuşması ise yine aynı konuya değinip farklılaşmanın yarattığı iletişim engellerini nasıl aşarız sorusunu cevaplamayı hedefliyordu.

Tesadüfen art arda karşıma çıkan bu iki çalışma bende konuyla ilgili daha fazla merak uyandırdı ve birkaç araştırma sonrasında Jonathan Haidt ve ekibinin güncel sayılabilecek bir araştırmasına ve bu araştırmayı temel alan kuramlarına ulaştım. “Ahlakın Temelleri Kuramı” (Moral Foundations Theory) adını verdikleri kuram insanların ahlaki dayanaklarının arasındaki farkları açıklamaya çalışıyor.

Bu kurama göre insanlar, kökenlerinden ve kültürlerinden bağımsız olarak, bazı ortak değerlere sahipler. Bu değerlere adanmışlık derecesi kültürler arasında ve aynı kültürler içindeki toplumsal sınıflar arasında farklılık göstermekle birlikte büyük ölçüde insan ırkı özelinde temel niteliğinde. Bu ortak değerler:

  • Koruma / Zarar Verme (Care / Harm):
  • Adalet / Hilekarlık (Fairness / Cheating):
  • Özgürlük / Baskıcılık (Liberty / Oppression):
  • Sadakat / İhanet (Loyalty / Betrayal):
  • Otorite / Başkaldırı (Authority / Subversion):
  • Kutsallık / Yozlaşmışlık (Sanctity / Degradation):

Haidt ve ekibinin yaptığı çalışmalar gösteriyor ki; liberaller (solcular) ahlaki anlayışlarını ilk 3 değer üzerine inşa ediyor. Yani eğer bir davranış birine zarar vermiyorsa, birini aldatmıyorsa ya da birinin özgürlüğünü kısıtlamıyorsa, o davranışı ahlaki buluyorlar. Ancak muhafazakarlarda (sağcılarda), ahlak anlayışı daha geniş ve (özgürlüğe daha az vurgu yapılmakla birlikte) tüm altı temele de dayanıyor. Bu sebeple sadakati, kutsallığı ve otoriteyi sarsan davranışlar da, diğer 3 değere uygun olsa bile ahlak dışı olarak değerlendiriliyor.

Değerlerin alt detaylarında da bazı ayrışmalar var. Örneğin, çalışmalarında adalet değerinin 3 farklı tarifine de rastlıyorlar:

  • Süreç adaleti: Aynı koşuldaki herkes için aynı süreç işletiliyor mu? Kayırmacılık var mı?
  • Eşitlikçi sonuç (dağıtım) adaleti: Herkes aynı payı alıyor mu?
  • Orantısal sonuç (dağıtım) adaleti: Herkes katkısı kadar pay alıyor mu?

Çalışma sonuçları gösteriyor ki; liberaller hem süreç hem de eşitlikçi sonuç adaletine önem veriyorlar. Muhafazakarların adalet algısı ise daha çok süreç adaleti etrafında şekilleniyor ve eşitlik ile ilgilenmiyorlar. Hatta sonuç olarak çok büyük eşitsizliklere yol açacak dahi olsa orantılılığı tercih ediyorlar. Örneğin, çalışma çerçevesinde katılımcılara yöneltilen “Aynı iş kategorisindeki tüm çalışanlar, performanslarından bağımsız olarak aynı ücreti almalıdır” sorusuna liberallerin %30’u, muhafazakarların ise sadece %3’ü “katılıyorum” cevabı veriyor.

Benzer şekilde özgürlük değerinin de alt detaylarında bir ayrışma mevcut:

  • Olumsuz özgürlük: kendi yolunu seçmek ve bu yolda ilerlemek için kısıtlamaların olmaması (ör: Kadınlara seçme ve seçilme hakların verilmesi)
  • Olumlu özgürlük: kendi yolunu seçmek ve bu yolda ilerlemek için imkanların olması (ör: Kadınların seçilebilecek yeterliliğe sahip hale getirilmesi)

Eşitlikçi sonuç adaleti vurgusundan ötürü, liberaller olumlu özgürlük değerine de sahip çıkıyor. Muhafazakarlar ise, çoğu zaman pozitif ayrımcılık şeklinde tezahür eden olumlu özgürlük uygulamalarını, orantısal sonuç adaleti ile çelişir buluyorlar. O yüzden özgürlük anlayışları daha çok olumsuz özgürlük seviyesinde kalıyor.

Haidth, bu araştırma sonuçları doğrultusunda elde ettiği bulguları Amerikan politik hayatını yorumlamak için kullanmış ve bunu bir kitap haline getirmiş. (The Righteous Mind: Why Good People are Divided by Politics and Religion) Kuramı ve kitabıyla ilgili pek çok TED konuşması da var. Konuşmalara ve kitabı ilgili bilgilere http://righteousmind.com/ sitesinden erişebilirsiniz.

Türkiye siyasetini de bu kurama göre yorumlamak mümkün. Örneğin, Haidth’in araştırma sonuçlarına bakınca, Amerikan siyasetindeki resimle benzeşen ve bu resimden ayrışan yanlarımız hemen gözüküyor. Ahlaki Temeller Kuramı dili ile konuşacak olursak; bizim muhafazakarlarımız ekonomik ve sosyal alanda bayağı eşitlikçi politikaları benimsiyor. Solcularımız da daha otoriter ve kutsalcı gibi… Bilmem katılır mısınız?